Benliğimizde oluşan hasarların ekspertiz raporu

Ana Sayfa » Genel » Benliğimizde oluşan hasarların ekspertiz raporu
Paylaş
Tarih : 10 Aralık 2016 - 22:42

                                                   yazar

Konuya küçük bir uygulamayla giriş yapmak isterim. Sizleri de bu uygulamaya  davet ediyorum.

Lütfen kullanılmamış üç tane beyaz A4 kağıdını yan yana koyun. Daha sonra  kağıtlardan birisini alın, iki elinizle kuvvetlice tokatlayın, hırpalayın ve  buruşturun. Diğer kağıtlardan birini daha alın ve kağıdı elinizle kuvvetlice buruşturun, ayağınızla çiğneyin. Sonra buruşturduğunuz kağıtları açın. Farkı daha iyi anlamak için üçünü de yan yana koyun.

Üç tane kağıttan; birine hiç bir şey yapmadınız, birini az buruşturdunuz, diğerini ezdiniz. Şimdi az buruşturduğunuz  ve  ezdiğiniz kağıtları düzleştirmeye, eski haline getirmeye çalışın. Az buruşturduğunuz ve ezdiğiniz kağıtları ne kadar eski haline getirmeye çalışırsanız çalışın, ütüyle bile düzleştirseniz de izlerin  kaldığını göreceksiniz.

Dokunmadığınız kağıt, insanın doğduğunda sahip olduğu benliğini, egosunu temsil eder. Bembeyaz,düz,pürüzsüz ve lekesizdir.

Az buruşuk olan kağıt, insanın benliğinde oluşan, izi belirgin hasarları temsil eder. Ezdiğiniz kağıttaki izlerde insan  benliğindeki derin, telafisi güç hasarları temsil eder.      

  Nasıl ki her insanın fizyolojik ve psikolojik özellikleri farklı ise bu hasarların insanın hayatını ne zaman ne kadar etkileyeceğini kestirmek çok zordur. Bunun dışa yansıması davranış bozukluğu ve tutarsız kişilik özellikleri olarak karşımıza çıkar.

Bazen bir söz, bazen gözünün akını görecek derecede  sert bir bakış, bazen bir tokat, bazen alaya alınmak, bazen birşeye benzetilerek toplum önünde amirinden fırça yemek, kim bilir belki de sevgi ilgi beklerken onu görmemek, çoğaltabileceğimiz kadar  etken bu hasarlara yol açabilir. Toplum olarak bu sahnelere hiçte yabancı değiliz,üstelik ekseriyet göstermeye başladı desem abartılı olmaz herhalde.

İnsanın benliği, onurunun bir kalkanıdır, zırhıdır. Benliği yıkıldığı zaman insan kendini onursuz hisseder.

İnsanların duygu ve zihin konfigürasyonu yaşantılarının eseridir. Fıtreten sukunet içinde, ruhu dingin ve asude gelir dünyaya. Daha sonraki dönemlerdeki davranış bozukluğu diye adlandırılan haller, ruhunun iç iniltilerinin yansımasıdır.Buz dağının görünen tarafı gibi. Asıl fırtına görünmeyen tarafta kopmaktadır.

İnsanın benlik yaralanmasının ve hasarının varabileceği  son noktayı maalesef üçüncü sayfa haberlerden okuyup geçiyoruz.

Yıllar önce gazetelere üçüncü sayfa bir haber düşmüştü “yirmi yaşındaki bir genç,mahalledeki kasabı katletti diye.” Polis ve savcılık ifadesinde cinayeti neden işlediği sorusuna gencin cevabı“kasap küçükken benim topumu kesmişti”olmuştu.

 Bazen Çocukların yaptığı davranışları anlamlandırmakta zorlanırız. Ne zaman nasıl davranacağımız konusunda bocalarız.

Her uyaran (ister dış ister iç uyaranlar olsun), Farkında olmadan yaptıklarımız, söylediklerimiz dahi duygu dünyasındaki ve  zihnindeki boş olan dijital çerçeveleri bir resim bir fotoğraf karesi olarak doldurur. Bu doldurma süreci hızla devam eder. Bu Zihinsel ve duygusal yerleştirme sürecindeki kaydın kalitesi bütün yaşamını etkiler.

Örneğin bir anne baba çocuğuna hangi ortamda güven, kaygı, korku,mutluluk vesair duyguların ne oranda yaşanması gerektiğini farkında olmadan öğretir. Bunda da kendi çocukluğunu model alır. Nasıl mı? Şöyle ki; ebeveyn kendi çocukluğunda duyguları  nerede, ne kadar, nasıl yaşamışsa, hangi ortamda ve hangi kişiliklere güvenmiş veya güvenmemişse, paylaşımlarının kesin doğru olduğundan emindir, bu tecrübelerinin aynısını çocuğuna aşı eder. Kendi çocukluğunda neye özlem duyduysa onları çocuğu üzerinden gerçekleştirmeye çalışır. “Saçımı süpürge ettim,yemedim yedirdim” repliği bunun eseridir. Anne babanın hayat ritmi ve yaşam motivasyonu veya tam tersi demoralazisyonu  çocuğa aynen yansır. Dikkat edin göreceksiniz, çocuğun olaylara karşı duygusal eşiği, jest ve mimik  tepkisi bile aileden birilerine benzer.   

Çocuğun kişilik gelişiminde doğal bir benlik algısı ve buna bağlı savunma mekanizması oluşur. Dış etkenlerden ve iç mekanizmanın mücadelesi ego dediğimiz, ene, yani benliğin onur savaşıdır. Bu mücadelede sefine sahili selametle limana demirlerse fırtınalardan etkilenmez. Okyanusun ortasında demir atarsa alabora olma ihtimali yüksektir.Yetişkin içinde çocuk içinde geçerli bu mücadele bittiği zaman, hayatın ritmini  hissedemez,yaşamaktan derin mutluluklar duyamaz.

Değişik yaş gruplarından, somut davranış örneklerinden yola çıkarak, gelelim çocuklar hangi durumlarda benlik mücadelesine girer ve bunu nasıl anlarız?

Şunu söylemesek olmaz; Yetiştirdiğimiz bireylerin onurlu, sağlam kişilik ve  karaktere sahip olmasını istiyorsanız benliğinde hasarlı kazalardan kaçınılması gerekir.    

Kucağına alan  kişinin suratı asıldığında veya azarlandığında bebeklerin dudaklarını nasıl büzdüğüne dikkat edin, işte bu benlik mücadelesinin ilkel reflekslerle gösterdiği tepkileridir. Uykusu  gelmemiş değişik yöntemlerle uyutmaya çalışırız, sevmediği birşeyi ağzına tıkıştırırız. Hemen tepki verir, hareketleriyle bu temel ihtiyaca karşı bile mücadele ettiğini görürsünüz.

Sen… diyerek başladığınız her yargılayıcı söz kütlesi, size misliyle geri döner. Normaldir.Çünkü bu insan benliğinin savaşıyor olduğunu gösterir. Hiç tepki vermiyorsa kapalı devreye bağlamış demektir. İçine dönük, içselleştirme yolunu(bunu anne baba,yakın arkadaşları fark eder) seçiyorsa dışa dönük tepkiler almaya çalışmalıyız.Bu içselleştirme ve tepkisizlik birgün kömür ocağındaki metan gazı etkisine sahip olmayacağını kimse garanti edemez. Bir rüzgar, bir kıvılcım,kelebeğin kanat çırpmasıyla infilak.

Genelde olduğu gibi toplum yapımız çocuk eğitiminde de otoriteye boyun eğdirerek kabul ettirme yöntemini benimsemiş durumda. Çocuk güçsüzken otorotiye boyun eğmek zorunda hisseder.Yetişkin içinde aynıdır, mecburen güç ve statü sahibine yaklaşır. Güçlü olana yaklaşma (hem aşırı sevgiden bunalmışlığın, hemde sevgisizlikden bunalmışlığın,kaygı,güven,bağlanamama veya aşırı bağlanma duygusu şeklinde) geçici,günü kurtarma durumudur.Güçlü olacağı ve otoriter,güç odağı gördüğü kişiden daha kuvvetli olacağı an geldiğinde,yaşadıklarını karşındakine yaşatmayı onurunu kurtarma, izzeti nefsi adına yapar. Bu bazen küçük çaplı bazen büyük çaplı olur.

Adolf Hitler’in hayatı buna en güzel örnektir. Babasıyla yaşadığı bir çok zıtlaşmanın sebebini kendi isteklerine müdahale yüzünden olduğunu söyler.

Mesela Hitler ressam olmak ister, babası memur ol der. Babası ona sürekli  hayatın acımasız olduğunu öğütleyip güçlü olmanın gerekliliğini öğütler. On üç yaşındayken babası ölür. Hayatını anlattığı“Kavgam” adlı kitapta Babama saygı ile bağlanmıştım, annemi ise sevmiştim der.

Güneş merkezli evren modelini geliştirmiş,savunmuş ve  dünyanın yuvarlak olduğunu söylediği için engizisyon mahkemesince idama mahkum edilen ve öğretisinin konuşulması kilise tarafından yasaklanan Galileo’ya, bunu savunmaktan vazgeç idamdan kurtul derler.Düşüncelerim yanlıştı,dünya dönmüyor demez.Görmedim,Duymadım ve Bilmiyorum” diyerek idamdan kurtulur, cezası ev hapsine çevrilir.

Etiketler :

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

İyi bir idareci-müdür nasıl olmalı?
İyi bir idareci-müdür nasıl olmalı?

Araştırmacı yazar Selçuk Tütak, üç ay süren bir anket çalışması yaptı. Bu süre zarfında binlerce öğrenci, veli ve öğretmenin görüşünü

Öğretmen Platformu Eğitsel Yazı Yarışması
Öğretmen Platformu Eğitsel Yazı Yarışması

Değerli üyelerimiz. Öğretmen Platformu.Com olarak fikirlerinize değer veriyor ve bizimle paylaşmanızı istiyoruz. Bu yıl ilkini düzenleyeceğimiz

Harf öğretiminde yaratıcı bir yöntem
Harf öğretiminde yaratıcı bir yöntem

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({}); Bir İngilizce öğretmeni öğrencilerine İngilizceyi öğretmek için böyle bir yöntem

Facebook Hesabınızla Bu Habere Yorum Yapabilirsiniz

Yorum Yap

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
Protected by WP Anti Spam

Yapılan Yorumlar

ersan
30 Temmuz 2017 - 17:32

güzel yazı tebrikler

vcvcxv
30 Temmuz 2017 - 17:43

Emeğinize sağlık hocam güzel yazı

muratoca
30 Temmuz 2017 - 17:51

emeğinize sağlık hocam takipteyim yazılarınızı

murat
30 Temmuz 2017 - 17:58

emeğinize sağlık hocam